29 Eki

Hazır elektronik devreler

Her elektronik cihaz içerisinde bir devre elemanı barındırır. Bunları cihaz üreticisi kendisi de yapabilir bunları hazır da alabilir. Bu tür belirli bir amaç için belirli işleri yapmak adına belirli bazı elektronik parçaları bir araya getiren firmalar vardır. Bunların satışını yapan bu firmalar genellikle tasarımlarını kendileri de yapmalarına rağmen genelde müşterisinin kendi hazırladığı ve muhtemelen kendi patentlerinin altında bir korumada olan bir devreyi üretirler. Bunlara genel verilen adlandırma ise hazır elektronik devreler olarak geçer.

Bu tür ticaret yapan firmalar genellikle Komponentleri alarak SMD dizgi makinası denilen bir cihaz kullanarak çeşitli elektronik devre elemanlarını bir araya getirmek için Daha önceden hazırlanmış devre şemasına göre üretilen bir devre kartı denilen plaka üzerine istenilen parçaları dizen SMD ile bir araya getirme işini yapar. İfade edilmek istendiğinde zor ve zaman alan bir işlem gibi görünen hazır elektronik devre imalatı ise son derece hızlı yapılan bir işlemdir. Dakika kadar kısa bir sürenin içerisinde yüzlercesini bir araya getirerek yapan cihaza verilen isim ise yukarıda belirttiğimiz gibi SMD dizgi makinasıdır.

Bir çok amaç için hazır elektronik devrelerin imalatı aynı firma tarafından yapılabilir. Yani bir televizyon üreticisi için bir ürün de istenebilir. Bir bilgisayar firmasının şarj cihazı için bir devre de istenebilir. Yada bir led aydınlatma ampulunun içerisinde yarım santimetre kare bir alanı kaplayan bir hazır elektronik devre de istenebilir.

Asıl anlatılmak istenen ise bu hangi amaç ile istenmiş olursa olsun muhakkak farklı bir cihazın yani farklı bir ticari ürünün bir parçasıdır. Bunu bir parça olarak görmek gerekir. Okul çağlarındaki oyuncak elektronik devre setleri gibi düşündüğünüzde aynı elektronik kart üzerinde istediğiniz işlem için bir elektronik devre yapabiliyordunuz. Bunun ticari karşılığı ise hazır elektronik devreler olarak adlandırılır.

27 Eki

Rüyada Kömür Taşımak Ne Anlama Gelir

Rüyada kömür , genel itibari ile saygıdeğer bir insan olacağınıza ve çevrenizdeki kişiler tarafından çok sevileceğinize delalet eder. Rüyada ağaç kömürü görmek ise; islami tabircilere göre 3 ayrı şekilde tabir edilmektedir. Saygıdeğer bir kişilik olacağınıza, bir hükümet memuru olarak bir işe başlayacağınıza ve haram yolla kazanılan paraya delalet eder. Rüyada mangal kömürü görmek ise; haram yoldan elde edilmiş kazancın elden çıkartılacağına delalet eder. Bir başka rivayete göre rüyada görülen mangal kömürü, hürmetli bir kimsedir. Bazı tabircilere göre ise; haram mal olarak kabul edilir. Rüyada kömür görmek ; kış olan bir vakitte görülüyor ise, mal ile tabir edilmektedir. Bazılarına göre ise gelecek rızık ile ifade edilmektedir. Kişi rüyasında kömür ocağından kömür çıkarttığını görür ise; para ve mal kazanacağına delalet eder. Kömür görmek aynı zamanda çok para kazanacağınıza da işarettir. Ağaç kömürü hürmetli bir kimseye ve maden kömürü ise rızık ve mala, ateş alan herşeyin tabiri günah işlemeye de tabir edilmektedir. Rüyada kömür görmek ; yanıp bitmiş ve kül olduysa, hükmü geçmiş söze ve kaçırılmış fırsata da ifade edilir. Küçük kömüre ihtiyacı olan bir kimsenin büyük kömür görmesi, üzüntü, keder, meşakkat ve durumunun güç olacağına işaret eder. Kömürün büyüğüne ihtiyacı olan kimsenin ufak kömür görmesi ise, mali işlerde sıkıntılar yaşamasına ve işlerinin bozulmasına delalet eder. İş hayatında karşılaşacağı sıkıntılar yüzünden aile hayatı da sıkıntılı geçecek demektir. 

25 Eki

Tarihten Günümüze Ayakkabının Gelişim Serüveni

Günümüzde ayaklarımızı yerden kesmek için kullandığımız ayakkabılar, aynı zamanda giysilerimizi kombin etmemizi ve kusursuz bir görüntü sağlamamıza fayda sağlar. Hiç kimse ayağında ayakkabı olmadan sokağa çıkmak istemez. Bu nedenle, hiç şüphesiz ayakkabı olmazsa olmazlar arasında ilk sıralardadır.

Günümüzde ayakkabı dünyasında klasikleşmiş modellerin rafa kaldırıldığını görüyoruz. Artık çok daha estetik tasarımlara sahip olan, tercih edilen kıyafetle bir bütün oluşturan, şık bir görüntünün vazgeçilmezi unsuru olmuştur ayakkabılar.

 Ayakkabı tasarımlarındaki estetik yaklaşım öylesine ön plana çıkmıştır ki, bazen hiç rahat olmadığı halde sırf görüntüsünün verdiği şıklık için bile giyilebilen ayakkabıların popüler olduğunu görüyoruz.  Tabi ki ayakkabıların ilk ortaya çıktığı dönemlerde durum bundan çok farklı bir yapıya sahipti. O tarihler de bir ayakkabıda aranan en önemli özellik rahatlık ve sağlamlıktı.  Geçmişten günümüze kadar geçirilen bu süreç içinde ayakkabının değişim sürecini biraz daha yakından incelemek yerinde olacaktır.  Özellikle Mısır uygarlığına baktığımızda ayakları açıkta bırakan, ayağın terlemesine engel olan sandaletlerin tercih edildiğini görürüz. Şu anki ayakkabı kavramını şekillendiren sandaletlerin örneklerini eski Mısır’da Tutankamun hazinelerinin içinde görebilmek mümkün. Orta Çağ’a baktığımızda sosyal sınıflar arasındaki farklılıkların ayakkabılara yansıdığını görüyoruz. O dönemler toplumun ayrıcalıklı sınıfı tarafından tercih edilen ayakkabı modelleri soyluluğun ve zenginliğin işaret olarak gösteriliyordu.  Soylu insanlar ayakkabıları sayesinde köylülerden ayırt edilebiliyordu.

Günümüzde ise ayakkabılar neredeyse artık her amaç için çok geniş bir yelpazede ayrı ayrı üretilmektedir. Koşmak için, yürüyüş için, dağ sporları için, günlük kullanım için, özel günler için, hatta su altında giyebilmek için bile farklı ayakkabıların üretildiğini görüyoruz.

Yaşam standartları arttıkça, ayakkabıların sadece ayağı korumak için değil, estetik unsurlar gözetilerek seçildiğini görmekteyiz. Yine eskiden sadece tek ayakkabıyla yetinebilen insanoğlu için birden fazla  ayakkabıya sahip olmak oldukça güçtü. Ancak şimdi ayakkabı tıpkı bir aksesuar gibi kıyafeti tamamlayıcı bir unsur olarak görülmekte,. Bu nedenle de farklı kombinlere, tarzlara hitap edebilmek için çeşit çeşit, renk renk, model model ayrılmakta ve  moda takipçilerinin ayakkabı dolaplarında yerini almaktadır.

25 Eki

Elektrik Faturalarına yansıtılan Kayıp kaçak Parasını Vatandaş nasıl geri alabilir

İlk günden beri yani yıllardır elektrik faturalarına yansıtılan kayıp kaçak bedelini vatandaş nasıl geri alabilir. Bunun için yaklaşık bir 10 gün geçmesini beklemek zorunda ama emsal teşkil eden bu karar neticesinde sayaç sahiplerinin bu parayı geri alacağı hukuken kesin.

Sivasta bir şirketin açtığı davanın yıllardır sürmesinin ardından Yerel Mahkeme kararına itiraz eden davacı şirket yıllar süren hukuk savaşını kazandı. Yargıtayın emsal teşkil edebilecek kararının resmi gazetede yayınlanması birkaç gün daha sürecek Resmi gazetenin haftalık çıkması nedeni ile yeni sayının da Perşembe günleri basıma gitmesi nedeni ile bu hafta çıkacak olan resmi gazetede yer alamayabileceği düşünülen yargıtay kararının önümüzdeki 10 gün çerisinde Resmi gazetede yayınlanması bekleniyor. Resmi gazete de ilan edilmesi sonrasında emsal niteliğindeki bu kararın Tüm kurum ve 3. Kişiler tarafından kullanılabileceği düşünülüyor.

Yargıtay, elektrik dağıtım şirketlerinin vatandaşlara ve şirketlere gönderdikleri faturalara “kayıp-kaçak bedeli ve sayaç okuma bedelinin yansıtmasının” hukuka uygun olmadığına karar verdi.

Davayı kazanan şirketin avukatı Onur Tatar, Yargıtay’ın verdiği karara yerel mahkemenin uyacağını düşündüklerini belirterek, şunları söyledi: “Bu karar elektrik faturalarında tahsil edilen kayıp kaçak bedellerinin hem şahıslar hem şirketler yönünden hukuka aykırı olduğunu bir kez daha tescil etmiştir. Hem şahıslar hem şirketler Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin kararını emsal göstererek, dava açabilirler. Kendileri de tahsil kayıp kaçak bedelinin iadesini isteyebilir. Haksız olarak tahsil edilen bu bedelleri tahsil edilebilir. Mahkemenin Yargıtay’ın kararına uyacağını düşünüyoruz.”

2.7 milyar lirayı dürüstler ödüyor

KAYIP-kaçak oranları şu anda Türkiye’de yüzde 14-15’ler civarında. Ancak bölgelere göre oranlar değişiyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yüzde 70’lere kadar çıkıyor. Kayıp-kaçağın Türkiye faturasının yıllık 2.7 milyar lira civarında olduğu tahmin ediliyor.

Hukuka Aykırı olan bu tahsilatların bedelinin geri ödenmesi ve tahsilatların iptal edilmesi kararı davacı şirket lehine olarak alındı.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kendisine gelen faturada yer alan kayıp kaçak bedeline itiraz eden bir şirketin açtığı davada, “Elektrik enerjisinin nakil esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin (kaçak) kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek, hukuk devleti ve adalet düşünceleriyle bağdaşmamaktadır” değerlendirmesi yaptı.  Sivas’ta iş yapan bir özel firma, ÇEDAŞ’ın kendisine gönderdiği elektrik faturalarına yansıtılan haksız ve hukuka aykırı olarak yer alan “kayıp- kaçak bedeli” ve “sayaç okuma” bedelinin iptali için Sivas 1. Asliye Hukuk Mahkemesine dava açtı. Yerel mahkeme, faturalara yansıtılan bedelin yasal düzenlenmelere aykırı bir yönü bulunmadığına işaret ederek, açılan davayı reddetti.

Firma avukatı Onur Tatar, yerel mahkeme kararına itiraz etti. Avukat Tatar, itiraz dilekçesinde, müvekkili olan firmanın dürüst bir tüketici olduğuna dikkat çekerek, “Elektrik faturaları incelendiğinde, fatura içeriklerinde kayıp kaçak bedeli ve sayaç okuma bedeli adı altında iki kalem haksız tahsilat yapıldığı görülmektedir. Dağıtıcı firmanın, bölgede yaşayan kaçak oranlarını ve elektrik hatlarında elektriğin iletiminde doğan kayıpları dürüst bir tüketici olan, ülkesine vergisini veren, istihdam yaratan müvekkil şirkete yansıtması kabul edilemez. Her fatura tutarına göre değişen, dürüst tüketiciyi adeta dürüst olmayan tüketicinin finans kaynağı gibi gören bu kalemlerin iptali istemek gerekmiştir” dedi.

Davanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kayıp kaçak bedeli elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp-kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bir bedel olduğuna işaret etti. Daire, yerel mahkemenin kararını bozarak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Davacı kurum tarafından elektrik enerjisinin üretiminden, tüketicilere ulaştırılıncaya kadar oluşan elektrik eksikliği kayıp bedeli olarak, enerji nakil hatlarından çeşitli sebeplerle sayaçtan geçirilmeksizin, herhangi bir bedel ödemeden kullanılan elektrik bedeli de kaçak bedeli olarak diğer kullanıcı aboneler yansıtılmaktadır.  Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin (kaçak) kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmamaktadır. Hem bu hal, parasını her halükarda tahsil eden davalı kurumun çağın teknik gelişmesine ayak uydurmasına engel olur, yani davalı kendi teknik alt ve üst yapısını yenileme ihtiyacını duymayacağı gibi, elektrik hırsızlanmak suretiyle kullanan kişilere karşı önlem alma ve takip etmek için gerekli girişimlerde de bulunmasını engeller. Oysa ki elektrik kaybının önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi de bizzat enerjinin sahibi bulunan davalıya aittir. Hal böyle olunca davalının kayıp –kaçak okuma bedeli tahakkuku uygulanmasının yerinde olmadığı, nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.”

 

25 Eki

Makul Hediyeleri Diline Dolayan Makul Şüpheli sayılmalıdır

Mesela, kol saati ‘makul hediye’ ise onu diline dolayan ‘makul şüpheli’ sayılmalıdır

Arkadaşlar, lütfen!.. N’olur, takıntılı davranmayın! Ve uzatıp da tatsızlık çıkarmayın! Aradan aylar geçmiş… İnsanların çoğu o günleri unutmuş; üzerinden de iki seçim geçmiş… Dahası koskoca İstanbul Başsavcılığı soruşturmayı kapatmış… Siz hâlâ “yolsuzluk da yolsuzluk” diyorsunuz!..

Hem neden bu kadar kötü niyetlisiniz ki! Belki sakinleşmeniz için yalnızca bakış açınızı değiştirmeniz yeterli olabilir. Mesela… “Rüşvet” dediğiniz şeyler… Ya rüşvet değilse?.. Ya onlar sadece birer “hediye” ise?.. Bir de bu açıdan bakmayı deneyin.

Kol saati “makul bir hediye” olduğuna göre, bu meseleyle toplumsal barışı bozmaya çalışanların da “makul şüpheli” sayılarak içeri atılması çok normaldir bence.

Peşin hükümlerle herkesi suçlayacağınıza, İstanbul Başsavcısı Sayın Ekrem Aydıner’in resmî açıklamalarına kulak verin.

Cumhuriyet Gazetesi’nde Canan Coşkun’un haberinden öğrendiğimiz kadarıyla, Ekrem Bey, bizim hemen “rüşvet ve yolsuzluk” diyerek kestirip attığımız şeylere dikkatle, derinlemesine ve felsefi açıdan bakabilen biri.Onun sözlerini okuyunca basit sandığımız kavramları bile kullanmadan önce “bir bilen”e sormak gerektiğini hissediyoruz.

Başsavcımız, rüşvetin ne olduğunu öyle her sıradan ölümlünün belirleyemeyeceğini ima eden sözlerden sonra konuya geliyor.Ve rüşvetin “sadece menfaat temin edilmesinden ibaret olmadığını” kaydederek “menfaat teminini suç olarak düzenleyen rüşvet dışında usulsüz hediye kabulü, irtikâp (kötülük ve hile yapma, yiyicilik ) gibi pek çok suç bulunmaktadır” buyuruyor.

Ardından meselenin can alıcı noktasına işaret ediyor: “Rüşvet için anlaşma olması gerek!” Efendim?

Yani, mesela, Sayın Rıza Sarraf Beyefendi ile eski bakanlardan Sayın Zafer Çağlayan veya Sayın Muammer Güler arasında önce “menfaat sağlama konusunda bir anlaşma olması gerektiğini” ve haliyle bunun da ispatlanmasının şart olduğunu söylüyor.

E, şöyle bir düşününce… Mantıklı galiba… Sayın Rıza Bey’in Sayın Zafer Bey’e “Ya Zafer Abi, bir kamu yöneticisi olarak benim falanca menfaatlerim yolunda filanca işleri yaparsan sana cici bir kol saati alırım” dediğini duyan var mı? Yok! Böyle “tapeler” çıktı mı? Hayır! Eee?.. Belli ki söz konusu şahsiyetler sıkı bir ahbaplık kurmuşlar.

Mesela, Sayın Zafer Bey’in Sayın oğlu Kaan Çağlayan evlenirken Sayın Rıza Bey’in zevcesi Sayın Ebru Gündeş Hanımefendi “sahne almış”.

Mesela, Sayın Rıza Bey, özel uçağıyla Sayın Çağlayan ailesini umreye götürmüş. (Başkalarını da götürmüş. Bu fiille arası pek iyi.) Takdir edersiniz ki, bunlar “maddi bedeli olmayan”, “ulvi” ve “özel ilişkilere dayanan” davranışlardır.

Her şeyin altında maddiyat ve menfaat aradığınızı hisseder gibiyim. Ne derler, “zenginin malı züğürdün çenesini yorar”, ama… adam sizin benim gibi fukara değil ki! Elini cebine attığında tomarla “cari açığın yüzde 15′i” geliyor. Ve kim bilir, belki de duygularını kelimelere dökmekte beceriksiz bir delikanlı olduğundan dolayı… Hediye vererek kendini ifade etmeyi seviyor.

Bakın, geçen gün öz kızına Bursa’nın Karacabey ilçesinde bir at çiftliği ve İngiltere’den özel olarak getirttiği 20 tane İngiliz tayı hediye etmiş.

Şimdi diyeceksiniz ki, bir oyuncak bebek alsaydı üç yaşındaki kız çocuğunu kolayca sevindirirdi; at çiftliği de neyin nesi? E anlamıyorsunuz ki! Adam bebek alarak benim ve sizin düzeyimize mi inmeli illaki?

Parası var ve hediye vermeyi seven bir kişi bu. Eşi Sayın Ebru Gündeş Hanımefendi’ye 26 milyon liraya Kanlıca’da yalı, 3 milyon 750 bin liraya Sapphire’de ofis, 1 milyon euroya Bodrum’dan yazlık hediye eden de o değil miydi? Bonkör işte!

960 bin euroyu bastırıp “kralların otomobili” olarak adlandırılan dünyaca ünlü İngiliz Rolls-Royce’un Phantom modelini alan da bizzat kendisiydi. (Hani eşine “60 yıl hiç ayrılmayacağız” diye söz verdiğinden dolayı, Rolls Royce’larının plakasını “34 YIL 60″ olarak çıkarttırmıştı. Sonra aynı markadan bir tane daha aldığı haberlerini okumuştuk…)

Şimdi böyle “verici” bir adamın, bakan dostlarına karşı cimrilik yapması beklenir mi hiç! İçinden gelmiş ve Sayın Zafer Abisi’ne ufak bir kol saati alıvermiş.

Alt tarafı bir kol saati!

“Makul bir hediye”…

Fiyatının 700 bin lira olması onun için önemli değil ki! Valla bence sadece “önüne yatılacak” değil, heykeli dikilecek bir adam bu! Sayın bakanın da sere serpe sarraf beyin önüne yatması yetmezdi heykelini de yapmalıydı.

“Farklı bir açıdan bakarak” tüm bunları görmemizi sağlayan İstanbul Başsavcısı Sayın Ekrem Aydıner’e gerçekten teşekkür borçluyuz.

Ayrıca Başsavcımız, anlayışı kıt olanlarımız için birkaç konuyu daha açık seçik vurgulamakta yarar görmüş:

“Sarraf ihracat rakamlarını ciddi etkileyen biri.”  ”Çağlayan’ı tanıması doğal.” “Medeni ilişkiler içinde görüşmeleri son derece doğal”. “Ekonomi Bakanlığı tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili yapılmış bir iş söz konusu olmayıp, genel bir kollama ve teşvikten söz edilmesi mümkündür.”

Umarım hepimiz anladık: “Genel bir kollama”… Yine bu “farklı açıdan bakarak”… Halkbank Genel Müdürü’nün evindeki ayakkabı kutularına doldurulmuş 4.5 milyon doları da… İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinden çıkan yedi çelik kasa ve 1 milyon 200 bin lirayı da… AB Bakanı’na gönderilen elbise torbasını, çikolata tepsisini ve ayakkabı kutusunu da… Başbakan ile oğlu arasındaki “sıfırlama” muhabbetini ve her şeye rağmen evde sıkışıp kalan 30 milyon euroyu da…

Başka konuları da iyi niyetle anlayıp yorumlayabiliriz.

Eğer kötü niyette ısrar edeceksek de… Tabiatıyla sonuçlarına katlanmalıyız.

Sayın Rıza Sarraf ve Sayın eski bakan çocuklarının da aralarında bulunduğu birçok kişi, devletten (yani vatandaşın cebinden) “haksız tutuklama tazminatı” almaya hak kazanmış.

25 Eki

ABD, içindeki aşırı uçları ve Suçluları İşid eli ile mi eritiyor’

Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Köni, IŞİD’i besleyenlerin insan kaynağının Suriye ve Irak’a gelerek, burada ölmelerini istediklerini iddia etti.

Hatta bu konu ile ilgili amerikalı seyircilerin program devam ederken katılımlarında bazı uç iddialarda da bulunuldu. Amerikadaki bir çok suçlunun da tahliye süreleri bir yıldan az kalan ve amerikan halkı için tehdit olabilecek potansiyeli olanları işide katılmaları için bölgeye helikopter ve paraşütle attıkları gibi iddialar insanların amerika için neler düşünebileceğini gösteriyor. Amerikanın her türlü yasa dışı işi yapabilecek ve kendisi dışındakini yok etmeye yönelik bu çabalarının devam edeceğini düşünen insan sayısı çok fazla.

CnnTürk’te 5N1K programında Cüneyt Özdemir’in konuğu olan Prof. Dr. Hasan Köni, IŞİD’le ilgili çok çarpıcı bir iddiada bulundu.

IŞİD’in içerisinde Çeçenlerin, Endonezyalı, Malezyalı olduğunu söyleyen Köni, “ABD de kendi içinden gelen bu aşırı güçleri Suriye’de eritiyor. Kaç ölü var? Bu ölenlerin aileleri neden ses çıkarmıyor? Aileleri reaksiyon göstermiyor. ABD bu aşırı güçlerin gelmelerine izin veriyor” dedi.

Hasan Köni şunları söyledi: “Değişik insanlar değişik yerlerden gelerek Suriye’de savaşıyorlar. Ve bu adamların silahları susmuyor, bir yerlerden cephanelik geliyor. Bu bir yerlerden sürekli olarak geçiyor. Türkiye’ye “dur” dediler, Türkiye durdu. Araplar da bunlara karşı dövüyorlar. Ama cephanelikler tükenmiyor.

IŞİD’i besleyenler insan kaynağının da buraya gelmesini de istiyor. Çünkü içlerindeki aşırı uçları burada eritiyorlar. Yüzlerce insan ölüyor burada. Böylece ABD’ye geri gelenler çekilip kaçanların da kim olduğu belli olmaz.

Kendi içinde suçlu teröristi yakalayıp idam etmeye kalksa sorun ceza hukuku açısından sorun. Halbuki burada savaş sırasında ölüyor, Bir sürü ceza hukukçusu patırtısına da gerek kalmıyor. Bu tespiti herkes konuşuyor, askeri çevreler dahil…”

24 Eki

Mobil cihazlar insan neslini tehdit ediyor

Firmanın sözcülerinden Katherine Niefeld, New York Post gazetesine yaptığı açıklamada, iç çamaşırının 2007’de yapılan ve cep telefonlarının kullanımının sperm kalitesini düşürdüğünü ortaya koyan bir araştırma sonrasında geliştirildiğini ifade etti. Niefeld, erkeklerin cep telefonunun olası yan etkilerinden haberdar olmadığını da sözlerine ekledi.

Yoğun cep telefonu kullanımının ve cep telefonunu bel seviyesine yakı bölgelerde taşımanın insan vücudunda üreme bölgelerindeki etkilerini konu alan bu araştırma erkeklerdeki sperm sayısını ve kalitesini bilinen her şeyden fazla etkiliyor. Aynı şekilde kadınlarında bel seviyesinde taşıdıkları çantaların vücuda temas etmesi ve bedene çok yakın olması sebebi ile düşük oranlarının artması yönünde bir etkisi yanında yumurta yaşam süresini nerede ise üçte bir oranında kısaltıyor. Cep telefonunu insan vücudundan en az 40 santim uzak ta taşıyacak bir yöntemin olmaması nedeni ile cep telefonunu yoğun kullanan ülkelerin gelecek nesillerinin tehlike altında olduğu sonucu çıkmış ve bu konuda yapılan çağrılar gsm servis sağlayıcıları ve mobil cihaz üreticileri tarafından baskılanmıştı.

ABD’li Belly Armor adlı şirket, spermleri “cep telefonu dalgalarından koruyan” bir iç çamaşırı geliştirdi.

ABD ’li Belly Armor adlı teknoloji firması, cep telefonunu ceplerinde taşıyan erkekler için bir iç çamaşırı geliştirdi. İç çamaşırının spermleri cep telefonu dalgalarından koruma özelliği bulunuyor.

Telegraph’ın haberine göre, spermleri elektromanyetik radyasyondan koruyan iç çamaşırı, 49 dolara satışa sunuldu. Aynı firmanın daha önce de hamileler için benzer ürünler geliştirdiği biliniyor. 

24 Eki

Galaxy Note 4 Türkiye’de satışa çıktı

Uzun zamandır beklenen ve geniş ekranlı telefon kullanıcılarının merakla beklediği telefonlar arasında olan ve bilinen en sadık kullanıcı kitlesine sahip olan Galaxy Note kullanıcılarına müjde. Avrupa’da geçtiğimiz ekim ayına girerken satışa sunulan ve Türkiye’deki mobil gsm servis sağlayıcısı olan firmaların kendi stokları ile ilgili sorunlar nedeni ile Türkiye’deki satışa çıkış zamanı geciken ürün satışa çıktı.

Samsung’un en geniş ekranlı telefon serisinin son halkası Galaxy Note 4 Türkiye genelinde satışa sunuldu.

Mobil pazarda yeni bir kategori yarattıklarını ifade eden Samsung Electronics IT ve Telekom Başkan Yardımcısı Selçuk Mirza, Note kategorisiyle dünyanın ilk kez 2011 yılında tanıştığını, o günden bu yana Note kullanıcı sayısının 1 milyonu bulduğunu belirtti.

5.7 inç’lik Quad HD Super AMOLED ekrana sahip olan ve bu sayede 2560×1440 piksel ekran çözünürlüğüne ulaşan Galaxy Note 4′te bulunan ‘Çoklu Pencere’ özelliği sayesinde çoklu görevler kolaylaşıyor. Kullanıcılar, uygulamalarını kullanırken tam ekran ve bölünmüş ekran seçeneklerinden yararlanabiliyor, ayrıca ekrandaki uygulamaların boyut ve konumunu kolayca tek bir dokunuşla değiştirebiliyor. ‘Akıllı Optik Görüntü Sabitleyicisi’yle birlikte 16 megapiksel kamerası ile titreme dengelenirken, karanlık ortamlarda pozlama süresi de otomatik olarak uzuyor.

Ayrıca f1.9 – 3,7 MP ön yüz kamerası, standart 90 derece ve 120 dereceye kadar geniş açı sunuyor. Hızlı şarj özelliği sayesinde yarım saatte cihazın yüzde 50′si şarj olabilirken, Ultra Enerji Tasarrufu Modu özelliği ise %%10 sarj seviyesiyle 1 güne kadar kullanım süresini mümkün kılıyor. Ayrıca üzerinde Parmak İzi Tarayıcısı da bulunan Galaxy Note 4′te kişisel veriler parmak iziyle korunuyor.

Siyah, Beyaz ve bronz altın ve pembe olmak üzere dört farklı renkli modeli bulunan Galaxy Note 4, Türkiye’de 2299 TL’lik fiyat etiketine sahip.

24 Eki

Rüyada Tuvalette Yıkanan İnsan Görmek Ne Anlama Gelir

Rüyanızda tuvalette yıkanan insanlar görürseniz, bu, negatif enerjinizden arınmanıza ve doğru bir insan olmanıza işaret eder. Rüyanızda tuvalette berrak suyla yıkanan insan görürseniz, bu da sıkıntılarınızdan kurtulacağınıza ve kurtulmak için karşınıza sayısız fırsatların çıkacağına işaret eder. Rüyada tuvalet görmek güzel bir rüya olduğu için tuvalette gördüğünüz çoğu rüya tabiri olumlu olarak tabir edilir. Bazı durumlar da olumsuz olarak yorumlanmaktadır. Tuvalette pis veya bulanık suyla yıkanırsanız şayet, yaşamınızda karşınıza çıkacak fırsatları iyi değerlendiremediğinizden dolayı sıkıntılı bir dönem geçirmenize ve bu sıkıntılarınızın size büyük dertler açacağına işaret eder. Bu dönemde hastalık ile mücadele edecek ve dertlerinize çare arayacaksınız. İslami rüya tabirlerinde genel olarak buna ek yorum getirmiştir. Ruyada tuvalet gormek hayırlı bir rüya olmasına rağmen tuvalette temiz olmayan bir suyla yıkanmak hastalıklara çare aramaya ve çare için allaha dua etmesi gerektiğine yorumlanır. Bazı rüya tabirinde bu rüyanın iyi olduğuna ve günahlarından bu şekilde arınacağına da yorumlanmaktadır.  Kişi rüyasında tuvalette yıkama kabı görür ve içindeki suya dokanmaz ise, ilginç olaylarla karşılaşacak ve kendisini etkilemeyecek sorunları görecektir. Kişi gözlemleyerek bu olaylardan kendisini sıyırmayı başarabilecektir. Tuvalette yıkandıktan sonra ellerinizi ve yüzünüzü temizlerseniz tekrardan, tutku dolu bir yaşantınız olacak demektir. Çok sevdiğiniz bir kişiye aşkla bağlanarak tüm arzularınızla onunla beraber olmayı istiyeceksiniz. 

22 Eki

Yeni Türkiye’de Türklere YER YOK anlaşılan…

Üniversite Suriyeliye beleş, Türklere paralı…

Bu yazımı öğrencilerin ekonomik problemlerine ayırmayı düşünüyorum. Tabi bunu hem Türkiye hem Kıbrıs hem de başka yurt dışında okuyan öğrenci arkadaşlarım için dile getiriyorum. Bu sorun aslında hepimizin sorunu.

Peki nedir o sorun?

-Maddi sorun. Biz öğrencilerin deyimiyle parasızlık!

Türkiye de birçok öğrencinin ihtiyaç duyduğu şeyin başında gelir para. 4 senelik öğrenciliğimde parayla ilgili çok şey öğrendim. Öyle ki eğer öğrenci bu para mevzusu yerini dolduramazsa, öğrenci olmaktan başka her şeye benziyor.

Şöyle örnek verelim. İstanbul da okuyan bir arkadaşım anlatıyor.

-Ev kiraları inanılmaz derecede yüksek. Eşyalı ev bulmaksa mesele. 4 senedir buradayım her sene ev değiştiriyorum. Göçmen kuşu bile benden daha az seyahat ediyor. Para mevzusu tam başa bela. Sağda solda çalışmakla da olmuyor. Üstelik çalıştığımız yerler sıkıntı. Patronlardan para almak mesele. Şimdi siz söyleyin, derslere mi gideyim, dışarda mı çalışayım.

Bu arkadaşımın anlattığı şu an için en hafifi. Bir de yazları göçmen işçi olarak çalışan, çalışmaya her daim devam eden adeta sistemin kölesi olmuş arkadaşlarım var. Şimdi ben başıma gelen bir şeyi anlatmak istiyorum. Bir gece Mağusa sokaklarında yürüyüşe çıktım ve markette bir Suriyeliye denk geldim. Bu, Suriyeliler ‘özel okul’ olmamıza rağmen nedense burada çok fazlalar. Burası paralı okul sen burada nasıl okuyorsun diye sordum. Cevap: Beni sizin devletiniz okutuyor. Okul paramı devlet ödüyor, kalacak yerimi de onlar ödüyor ve bir de 200 TL aylık harçlık alıyorum.

Daha sonra bu arkadaşımla siyasi bir muhabbete girdik. Siz Tayyip Erdoğan’ı niye sevmiyorsunuz anlamıyorum dedi. İşte iktidar partisine olan hıncım biraz daha artmış oldu. Yani elin Suriyeli çocukları bedava burada okuyacak. Benim Türkiye’de Kıbrıst’a başka yerlerde okuyan kardeşlerim, sermayenin, kişiliksiz patronların altında üç kuruş almak için ezilecek?

 Türkiye’de devlet ‘hibe’ para vermiyor. Burs(borç) veriyor. Bu borçları da daha sonra siz mezun olduktan sonra ‘seve seve’ ödüyorsunuz. Benim KYKlardan aldığı bursu(borcu) 7 yılda anca ödeyebilen arkadaşlarım oldu. Bu Türk öğrencisine reva mıdır?

Diyorlar ki;

-Ekonomimiz gelişti

-İlk 10′a girdik ekonomide, seneye Şampiyonlar Ligindeyiz.

-Hedefimiz Büyük Türkiye

Bunlar artar gider. Peki nerede öğrenciye hibe edilmiş para.

Hangi ülkeler öğrenciye hibe para veriyor sayalım.

AB ülkeleri, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Rusya, Çin, İran.

Peki Türkiye ne yapıyor?

Birinci öğretim için harç(haraç)ları kaldırdı ama asıl harç(haraç) kestiği ikinci öğretimden bunu kaldırmadı. Tıp fakültelerinin harcı(haracı) 2bin liraya kadar çıkabiliyor. Şimdi anadolunun köyünden çıkmış gelmiş bu insanlar o kadar parayı nasıl ödesin?

Bence Suriyeli öğrencilere yaptığını devlet kendi öz vatandaşına uygulamalı. Bu devlete, millete, Türk milletine hizmet edecek olan bizleriz. Devlet mafyavari harç(haraç) düzenini bitirmeli. Öğrencilerin kitap, eğitim masrafını karşılayıp, hibe para yardımı yapmalı.