22 Eyl

Siemens Almanyanın Enerji Kozu olacak

Alman dev Siemens, petrol sahası ekipmanları üreticisi Dresser-Rand’ı 7,6 milyar dolara satın alacağını açıkladı

Alman enerji devi Siemens AG, Amerikalı petrol ve doğal gaz ekipman üreticisi Dresser-Rand firmasını 7,6 milyar dolara satın alıyor.

Siemens ve Dresser-Rand şirketlerinin internet sitelerinde yayımlanan basın açıklamasına göre, Siemens, Amerikalı şirketin işleme açık tüm hisselerini hisse başına 83 dolardan nakit olarak alınması konusunda anlaştı. Böylece Siemens, 7,6 milyar dolarlık tutarın tamamını nakit olarak ödeyecek. Anlaşmanın 2015 yazına kadar tamamlanması bekleniyor. 

Anlaşmayla Siemens var olan enerji tribünleri ve kompresörleri portföyüne, dünyanın önde gelen petrol, doğalgaz ve enerji altyapı ekipmanları üreticisi Dresser-Rand firmasının ürün gamını da eklemiş olacak. Anlaşma sonucunda Siemens, Amerika’da artan petrol ve doğalgaz üretimi alanında da doğrudan satış ve servis imkanı yakalayacak. 

Siemens, Dresser-Rand’ın marka ismini koruma ve üst düzey yönetici kadrosunun tamamıyla yola devam etme kararı aldı. Ayrıca, Siemens iki firmanın anlaşmayla oluşan sinerjileri sonucunda 2019′a kadar yıllık 150 milyon avroluk bir getiri oluşturmayı hedefliyor.

“Dünya çapında bir tedarikçi oluşacak”

Siemens Başkanı Joe Kaeser, konuya ilişkin “Dresser-Rand, dünyanın önde gelen enerji altyapı markası Siemens için çok uygun bir portföyü var. Birleşme sonucu oluşacak faaliyetler, küresel ölçekte artan petrol ve doğalgaz pazarı için dünya çapında bir tedarikçi ortaya çıkaracak. Böylece Siemens bünyesinde bir petrol ve gaz şirketi yer alacak, bu da bizim 2020 vizyonumuz için çok önemli” dedi.

Siemens, 2013 yılında dünya genelindeki aktiviteleri sonucunda 74,4 milyar avroluk bir ciro elde etti. Firmanın dünyanın çeşitli yerlerinde 362 bin çalışanı var. 

Yıllık 3 milyar dolarlık cirosuyla Dresser-Rand petrol ve doğalgaz ekipmanları sektörünün en büyükleri arasında ve yaklaşık 8 bin 100 çalışanı bulunuyor

22 Eyl

Sadece okul çantası mı?

Bütün yıl beklenilen yaz bitti ve cıvıl cıvıl parklar, yine soluk beton rengi hakimiyetine dönecek. Okullar başlıyor. Günler kısalıyor ve bir sürü problem de birlikte İstanbul’u bekliyor. Trafik, okul servisleri nedeni ile daha bir sıkışacak. Anne ve babaların telaşı daha bir katlanacak. Bakıcıların, büyük anne ve babaların elinde olan çocukların okulunun açılması ile alış veriş telaşının yanında okula bırakılma ve okuldan alınma dertleri olacak. Okul çantasını alan okula koşmanın heyecanını yaşarken ebeveynler de bunun dertlerini sırtlanacaklar.

Okul çocuklarının okula ve arkadaşlarına tekrar buluşma heyecanı ve öğretmenlerine duydukları özlemi tatilin bitmesi ile sonlanması bütün çocukların her zaman olduğu gibi tatilin son döneminde bekledikleri ve istedikleri bir olay.

Okul alış verişinin de hummalı bir telaşı getirdiği bir gerçek, okulların açıldığı dönemlerde trend olan çocuk okul çantası modelleri çocuklar arasında tercih edilme sebepleri arasında. Çocuk dediğimiz o küçük ve korunmaya ve ilgiye olan bağımlılığı nedeni ile çok da önemsemediğimiz varlığın aslında bir beğenisinin oluştuğunu bu dönemde fark ederiz. Birlikte alışverişe çıktığımızda ben onu istemem bunu isterim diye beğenisini dile getirmesi ile tüm ebeveynler karşılaşır bu dönemde.

Sadece okul çantası mı? Tabi ki de hayır. Çorabından ayakkabısına kadar, jilesinden iç çamaşırına kadar büyüyen bedenleri için yapılan düzenli alışveriş içerisinde en büyük kısmı okul döneminde yapmıyormuyuz hepimiz. 

Tüm ebeveynlerin en çok dikkat etmeler gereken noktalardan biride alınan her malzemenin çocukların büyüyen bedenlerine bir zarar vermeyecek ürünlerden olmasına dikkat etmeleridir.

Bu konuda çocuk okul çantası başı çeker. Bunu sebebi de okul çantası içine konulan ders materyalleri ve defter kitap gibi araçları taşımak için alındığı için bunu taşıyan çocuğun bir zarar görmemesi için ergonomik ve ortopedik olarak tasarlanmış modeller olmasının yanında oldukça sağlam ve çocukların doğası gereği yüksek hareketli olmaları nedeni ile fiziksel her türlü darbeye dayanıklı olmalıdır.

20 Eyl

Erkekler kadın iç çamaşırlarında nelerden hoşlanır?

Kadınlar iç çamaşırı seçimlerini kendi zevklerine göre yapmaktadırlar. Tabi bu seçimlerinde karşı cinse güzel ve seksi görünmek istemektedirler. Peki erkekler kadınlarda ne tarz iç çamaşırlarını görmekten hoşlanırlar?

Erkekler kadınlarda en çok siyah rengi seviyorlar. Özellikle iç çamaşırlarında siyah onlar için her zaman daha şık ve seksi bir görünüm oluşturuyor. Ten rengi çamaşırlar, erkekler için kesinlikle itici olmakta, beyaz ise masumluğu ve sadeliği simgelemektedir. Yani erkekler iç çamaşırında renk olarak siyahı sevmekteler, dolayısıyla onları etkilemek isteyen bayanların tercihi siyah iç çamaşırlarından yana olmalıdır.

Bir başka dikkat edilen detay erkekler tarafından; iç çamaşırın kadın vücuduna tam olarak oturması ve vücut hatlarını ortaya çıkaran modellerin tercih edilmesidir. Vücudu saran ya da sıkan modeller ile bayanlar hem içinde rahat edemeyecek hem de hoş olmayan görüntüler ortaya çıkacaktır. Erkekler kadınlarda vücut hatlarını ortaya çıkaran modelleri tercih etmektedirler.

İç çamaşırlarında dantel detayları, ipekli ve saten gecelikler de erkeklerin beğenileri arasındadır.

Bunlara ek olarak erkeklerin dayanamadığı fantezi iç çamaşırları ise jartiyer takımları ve babydollerdir. Özelliklede jartiyer çorapları erkeklerin gözünde bayanlara ayrı bir seksilik kazandırmaktadır. Babydoller, g-stringler de aynı şekilde erkeklerin seksi bulduğu kadın iç çamaşırlarındandır. Vücut çorapları, farklı fantezi iç çamaşırlar çeşitli aksesuarlarda erkeklerin hoşuna gidecek detayları oluşturmaktadır.

Erkekler kadınların doğal kokusundan hoşlandıkları için doğal hafif bir koku, biraz kişisel bakım ile seksi iç çamaşırlarınızı giyip erkek arkadaşınıza güzel bir sürpriz yapıp onu hiç beklemediği bir anda şaşırtabilirsiniz.

20 Eyl

Yerli Malı belgesi için maraton start aldı

Kamu alımlarında orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünlerinde yüzde 15 fiyat avantajını zorunlu hale getiren değişikliğin uygulanması için süreç başladı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, hangi malların zorunlu fiyat avantajı kapsamına alınacağını belirleyecek ve Kamu İhale Kurumu bu listeyi her yıl ocak ayında ilan edecek. Bu malları üreten şirketler de yerli üretici olduğunu belgeleyerek girdikleri ihalede yüzde 15 fazla bedel teklif etseler de kamu kurumu zorunlu olarak yerli firmayı seçecek. Uygulama, 2015 Ocak ayında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın belirlediği listeyi Kamu İhale Kurumu’nun ilan etmesiyle fiilen başlamış olacak.

Bakanlığın liste açıklayacağı ocak ayından önce üreticiler yerli malı üretici olduklarını ve ürünlerinin yerli üretim olduğunu belgeleyecek. Bu belgeleme için gerekli yönetmelik de 13 Eylül Cumartesi günü yayımlandı. Yönetmelikte sayılan kriterlerin hepsinin mi yoksa, birinin yerine getirilmesinin mi yerli malı sayılmaya yeteceğine ilişkin ayırt edici bir ifade yer almadı.

Buna göre, sanayi ürünleri için sanayi sicil belgesine sahip işletmeler tarafından üretilmiş ve bu belgedeki “üretim konusu” içeriğinde yer almış, tamamen Türkiye’de üretilen bir ürünü “yerli malı” haline getirecek. Buna ek olarak ürünün yüzde 51 oranında yerli katkı almış olması yerli malı sayılmasını sağlayacak.

Hangi ürünler yerli malı sayılacak

Yönetmelikte, sanayi ürünleri, tarım ürünlerine dayalı sanayi ürünleri ile madencilikten elde edilen ürünlere yönelik “üretim sürecini” içeren ortak tanım, “Tamamen Türkiye’de üretilen veya elde edilen ürünler ile üretim sürecinin önemli aşamalarının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemin Türkiye’de yapılmış olması” ifadeleriyle yer aldı.

Gıda ve tarımsal ürünlerin ise Tarım Bakanlığı’na kayıtlı işletmeler veya onay belgesine sahip üreticiler tarafından üretilenler, üretim sürecinin önemli aşaması Türkiye’de gerçekleştirilen ve çiftçi kayıt sistemi belgesi, Tarım Bakanlığı kayıt belgesi, örtü altı kayıt belgesi sahibi işletmeler tarafından üretilen gıda ürünleri yerli malı sayılacak.

Türkiye’de toplanan bitkisel ürünler, doğan ve yetişen canlı hayvanlar ile bunlardan elde edilen ürünler, avlanan hayvan ve su ürünleri yerli malı sayıldı. Ayrıca tarımsal ürünlerden elde edilen ürünlere ilişkin de ortak tanımda geçen “Türkiye’de üretilmesi veya üretim sürecinin önemli aşamalarının ve ekonomik yönden gerekli görülen en son esaslı işçilik ve eylemin Türkiye’de yapılmış olması şartıyla yerli malı kabul edilir” ifadesi kullanıldı.

Türkiye’de çıkarılan madenler ile madencilik ürünlerine dayalı olarak yapılan üretimlere ilişkin ortak tanıma uygun olanlar yerli malı sayılacak. Yerli malı kriterine uyan serbest bölgelerde yapılan üretim de yerli malı sayılacak.

Yerli katkının hesabı üretici tarafından yapılacak

Yerli katkının hesabı uzman ve serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli mali müşavir onayıyla üretici tarafından yapılacak. Yerli katkı oranı, nihai ürün maliyet tutarından nihai ürün için yapılan ithalatın çıkarılması ve nihai ürün maliyetine bölünerek 100 ile çarpılmasıyla bulunacak. Hesaplamada kullanılacak giderler, doğrudan ve dolaylı malzeme gideri, işçilik gideri ve ürünle ilgili genel giderlerden oluşacak. Şirketler, bu hesapları yaptıktan sonra kayıtlı oldukları TOBB veya TESK’e bağlı oda-borsaya başvuracak. Alınan belgenin süresi 1 yıl olacak. Bilgiler 6 ayda bir bakanlığa sunulacak. Bu belgeler üretilen ürünlerin orta, yüksek gibi teknolojik kategorisini de taşıyacak.

Yeni yerli malı belgesi neden önemli?

İş dünyasının uzun süredir talep ettiği iki ayrı düzenlemeye ilişkin olarak alınacak bu belge kritik önem taşıyor. Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünlerde, kamu alımı yapılıyorsa yerli malı sunan isteklilere zorunlu ve otomatik olarak yüzde 15 fiyat avantajı sağlanması hükmü konuldu. Böylece, yerli malı teklif eden bir istekli, ihalede, yerli malı teklif etmeyen istekliden yüzde 15’e kadar daha pahalı teklif yapsa da ihaleyi kazanmış olacak. Düzenlemenin diğer yönü ise hazırlıkları süren “sanayi işbirliği programı” yönetmeliğine dayanıyor. Henüz taslak aşamadaki bu yönetmelikle, yüksek teknolojili mal ve hizmet alımlarında, kamu kurum ve kuruluşları karşı taraftan zorunlu olarak üretimlerinin bir kısmını Türkiye’de yaptırmasını isteyecek. Bu şartı yerine getirmek için de yerli malı ürün belgesine sahip olanlar avantajlı konuma geçecek.

Kamu ihale genel tebliği ağustosta değişmişti

Sanayi Bakanlığı’nın yönetmeliğiyle ikincil düzenlemeleri büyük ölçüde tamamlanan yerli malına zorunlu yüzde 15 avantajına yönelik kamu ihale çerçeve yönetmeliği de ağustosta yayınlanmıştı. Basının okurlarına duyurduğu tebliğ değişikliğiyle, “kamu ihalelerinde zorunlu yerli katkı ve teknolojik yeterlilik kavramları” getirilmişti. Buna göre, Türkiye vatandaşı gerçek kişiler, Türkiye kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişilikler ve serbest bölgede kurulmuş gerekli şartları taşıyan Türkiye vatandaşı gerçek kişilerin şirketleri yerli istekli sıfatıyla ihaleye katılabilecek. Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde ek avantajlar sağlayan “teknolojik ürün deneyim belgesi” ne ilişkin kriterler de, Ar-Ge projeleri yürüten firmaların, piyasaya arz edilebilir bir ürün geliştirmesi olarak belirlenmişti. İhaleye girişte ürünün tamamı ya da bir kısmı için yerli malı önerme hakkı tanındı.

19 Eyl

Türkiyenin Mücadele isteği test ediliyor

ABD, Türkiye’nin IŞİD’le mücadele etme isteğini test ediyor

ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’iin pazartesi günü Ankara’ya gelerek, liderlerin, IŞİD’e karşı mücadelenin genişletilmesine ilişkin endişelerini yatıştırmaya çalıştı. Hagel’in Ankara ziyareti, ABD yetkililerin, IŞİD’e karşı mücadele için küresel koalisyon oluşturmada zorlandıklarını ortaya koydu.

Hagel, Türkiye’nin, IŞİD’e karşı küresel koalisyonun genişletilmesinde ne kadar büyük bir rol üstlenmeye istekli olduğunu anlamak üzere Ankara’ya ziyaret düzenledi. Hükümet yetkilileri, oynamak istedikleri rolün sınırları olacağını net bir dille ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile yaptığı görüşmesinin ardından konuşan Hagel, “Her ülkenin kendine ait sınır ve siyasi boyutları var. Bunlara saygı duymamız gerekiyor ve duyuyoruz da” dedi.

Bu hafta Ürdün ve Suudi Arabistan’a gitmeyi planlayan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de, radikal militanlara karşı mücadele için destek toplamaya çalışıyor. ABD Başkanı Barack Obama çarşamba günü ABD’nin IŞİD’le mücadele stratejisini ulusa sesleniş konuşmasında açıklayacak.

Türkiye, bulunduğu coğrafyadan ötürü, Suriye ve Irak’ta ele geçirdiği topraklarda kendi devletini ilan eden IŞİD’e karşı mücadelenin merkez üssünde bulunuyor.

Sekiz yüz binin üzerinde Suriyeli mülteci Türkiye’ye sığındı. Türkiye, yabancı militanların savaşa Suriye sınırı üzerinden geçerek katılmasından ötürü, “cihatçıların otoyolu” olarak görülüyor.

Ancak IŞİD’in Haziran’da rehin aldığı 49 diplomat, Türkiye’nin atacağı adımları sınırlıyor. IŞİD’in Musul’da rehin aldığı 40 diplomat arasında, Musul başkonsolosu, konsolosluk personeli ve aileleri var.

Hagel konuyla ilgili olarak, “IŞİD, Türkiye vatandaşı 49 kişiyi elinde tutarken, liderlerin önceliğinin bu olması gerek” dedi.

IŞİD’in Musul’da Türk yetkilileri rehine almasının almasının ardından, o sırada henüz başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, IŞİD militanlarına hava saldırısı düzenlenmesi konusunda uyarıda bulunarak, böyle bir mücadele için ABD’nin Türkiye’deki üslerinin kullandırılmayacağının sinyalini vermişti.

Hükümet yetkilileri, ABD’nin Temmuz’da iki Amerikalı gazeteciyi kurtarmak Türkiye’deki üslerini kullanma önerisine de tereddütle yaklaşmıştı. ABD’nin misyonu başarısız oldu ve militanlar, o iki gazeteciyi öldürdü.

Dışişleri Bakanlığı’na göre, Türkiye’de 6 bin cihatçı var. İstihbarat ajansları, Türkiye’yi, şüphelilerin ülkeye girişlerini yasaklaması çağrısında bulundu.

Yaklaşık 850 km boyunca uzanan Suriye sınırında güvenlik kontrolleri artırıldı. Militan olduğundan şüphe edilen yüzlerce kişi gözaltına alınıp, sınır dışı edilirken, IŞİD’in operasyonlarını finanse etmek için kullandığı akaryakıt kaçakçılığının da üzerine gidildi.

Hagel, hassaslıklardan ötürü pazartesi günkü görüşmelerde hükümet yetkililerinden koalisyon için özel bir yardım talebinde bulunmadı. Ankara ziyaretinde Hagel’e katılan ABD’li bir savunma yetkilisi, “Tüm bu şeylerin ortasındalar ve çok somut endişeleri var” dedi.

ABD Savunma Bakanı Hagel’ın hükümet liderleriyle görüştüğü esnasında, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin Obama’nın planlarına neden sıcak bakmadığına ilişkin açıklamalarda bulundu. Anadolu Ajansı’na konuşan Çavuşoğlu, Türkiye’nin prensipte yardıma hazır olduğunu söylese de, ABD’nin yüzde 95 mezhepçi olan Irak ordusuna yardım etme çabasını eleştirdi.

Çavuşoğlu ayrıca ABD öncülüğündeki koalisyonun, Irak’taki Kürt güçlere sağladığı silahların, PKK’nin eline geçebileceğinden endişe ettiklerini dile getirdi. Hagel, ABD’nin de bu endişeleri paylaştığını ve bunun önlenmesi için teminat oluşturmaya çalıştığını söyledi.

İki ülke arasındaki ilişkiler, geçtiğimiz yılki Gezi eylemlerinin ardından da sınanmıştı.

ABD-Türkiye ilişkilerinde inişler ve çıkışlar olduğunu, ancak hiçbir zaman kırılmadığını söyleyen Hagel, IŞİD tehdidine ilişkin endişelerini dile getirerek, “Zorluklar ve tehditlerin birbirine yaklaştığı anlardan birindeyiz” dedi.

18 Eyl

Hafıza ve pazarlama ilişkisi

Çoğumuz hafızayı, beynimizin içinde bilgilerin saklandığı bir depo gibi algılarız. Oysa bilim insanları hafızanın bundan çok daha karmaşık olduğu görüşündeler. Onlara göre hafıza bir depodan çok bir işlemler zinciri. Zihnimizde gerçekleşen fark etme-kaydetme-hatırlama ve unutmayla ilgili bölümlerden oluşan bir zincir.

Örneğin kahve içtiğimiz porselen fincanı düşündüğümüzde, beynimiz bu nesnenin adını,  dudağımıza bıraktığı hissi, biçimini, işlevini, tasarımını, hayatımıza nasıl girdiğini ve bize ne anlam ifade ettiğini hatırlar. Eğer o fincanın bizim için özel bir anlamı varsa, kahveyle birlikte birçok anıyı da hatırlayıp yeniden yaşarız.

Bu anılar beynimizde bir bütün halinde-örneğin bir video klip gibi- bir arada durmaz. Kahve fincanına dair anıların her bir parçası, beynin farklı bölgelerinden gelir.  Biz fincanı elimize aldığımızda beynimizin farklı bölgelerinde yer etmiş anılar yeniden yapılanır.

Anılar geçmişimizi bugüne bağlar, gelecekte yaşayacaklarımızın çerçevesini oluşturur. Çoğu zaman bizim hikayemizi, gerçekte ne yaşadığımızdan çok onu nasıl hatırladığımız belirler.  Steven Pinker’in de dediği gibi “Bizler büyük ölçüde hafızalarımızdan ibaretiz.” Dün akşam yemeğinde ne yediğimizi tam olarak hatırlamayabiliriz ama çocuğumuzu ilk elimize aldığımızda onun nasıl koktuğunu yıllar sonra bile asla unutmayan bir hafızaya sahibiz. Çocukluğumuzda yaşadığımız önemsiz deneyimleri, yaşımız kaç olursa olsun hayat boyu saklayan ama bizim için son derece hayati bir telefon numarasını kolay kaydetmeyen bir hafızaya sahibiz.

Hafızanın oluşmasında ilk adım kodlamadır. Kodlama seçici dikkatle başlar. Beyin ve düşünce sistemimiz dışarıdan gelen sınırsız sayıda uyarıya açık olmasına rağmen bu verileri kodlarken her veriye aynı işlemi yapmaz. Bilim insanları hafızayı hiç silinmeyecek biçimde kodlamak için her şeyden önce çok dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bir şeye ne kadar yoğunlaşırsak onun beynimize kodlanması da o kadar sağlam olur.

Bir olay, bir insan, bir nesne, bir kavram önce kısa süreli hafızamızda, sonra uzun süreli hafızamızda depolanır. Bazı insanlarda kısa süreli bellek güçlüdür.  Bu insanlar gördükleri bir şeyi kolay kolay unutmazlar. Kokuları, sesleri ve tatları belleklerine kalıcı olarak kaydedebilirler. Ama genelde insanların kısa süreli belleği hiç de güvenilir değildir. Hafızamız bizi kolayca yanıltabilir.

Bilgi ne kadar sık tekrarlanır ya da kullanılırsa hafızada kalıcı bir yer etmesi o kadar kolaylaşır. Uzun süreli hafızamız, sınırsız ölçüde bilgiyi çok uzun süre saklayabilir. Fakat tam tersine eğer karşımıza çıkan bilgilere, insanlara, nesnelere ait bir merakımız, özel bir ilgimiz yoksa bilgiler kısa süreli bellekte otuz saniye kadar durup yok olur.

Beynimizde bulunan nöronların tamamı birbirlerine bağlı değildir. Bu bağlantıların çoğunu  biz kendimiz geliştiririz. Bunun yolu, bilgilerin birbirleriyle ilişkilendirilmesidir. Bir beyin hücresi bir diğerine sinyal gönderirken ikisi arasında bir yol oluşur, eğer insan bunu tekrar ederse bu yol kalıcı olur. İki hücre arasındaki sinyal alışverişi ne kadar artarsa aralarındaki bağ da o kadar kuvvetlenir.

Çok kullanılan bağlantılar hatırlamayı kolaylaştırır. Ama konudan uzaklaştığımızda -dolayısıyla bağlantılar arası sinyal alışverişi durduğunda-  beynimiz bir süre önce çok iyi bildiği bir şeyi unutmaya başlar.  Kullanılmayan bağlantılar zayıflayarak kopar. Hatırlamakta güçlük çektiğimiz bilgiler, büyük oranda biz onları gündelik hayatımızda canlı tutmadığımız, yeterince kullanmadığımız için silinmeye başlamışlardır.

Biz yeni bir bilgiyi öğrenip tekrar ettikçe sadece bilgileri hatırlamamız kolaylaşmaz, beynimizdeki karmaşık hafıza devreleri de yapılanır ve zihnimizin performansı artır. Düşündüğümüz, hatırladığımız her şey zihnimizdeki bağlantıları derinleştirir. Biz düşündükçe, hatırladıkça her yeni tecrübeyle beynimizin fiziksel yapısı da değişir.  Ne kadar çok düşünür, analiz eder, yeni bağlantılar kurarsak beynimiz de o ölçüde güçlenir.

Hafızası kuvvetli olan insanların doğuştan yetenekli olduklarını varsayarız; ancak bilim insanları gerçekte bunun böyle olmadığını, güçlü hafızanın sonradan kazanılabileceğini söylüyorlar.

Hafıza ve hatırlama üzerine yapılan bilimsel çalışmalardan marka yöneticileri ve pazarlama uzmanlarının da öğreneceği çok şey var.

Nöro Pazarlama uzmanları, FMRI teknolojisiyle, insan beyninin farklı mesajlarına verdiği tepkileri inceleyerek tüketici davranışları açısından hayati öneme sahip üç parametreyi ölçebiliyorlar: Birincisi dikkat: Markayla herhangi bir ortamda karşılaşan insanın neye, ne kadar dikkat ettiği (Örneğin tasarıma mı, renge mi, hikayeye mi?). İkincisi duygusal bağlılık: Tüketicilerin nelere, ne şekilde duygusal tepki verdiği (Neleri sempatik ya da antipatik bulduğu, nelerden etkilenirken neleri görmezden geldiği). Üçüncü ise akılda tutma: İnsanların markalarla ilgili neyi, ne kadar, özellikle hangi kısmıyla akıllarında tutabildikleri (Hangi görsel unsurları, hangi sözleri?)

Gerald Zaltman ve Clotaire Rapaille başta olmak üzere tüketici davranışı üzerine çalışan uzmanlar, pazarlamacıların insan hafızasının doğasını anlamalarının şart olduğunu söyler.

1- Duygularımız hafızamızın çimentosudur. Yoğun duygularla eşleşen insanlar, olaylar, bilgiler, mesajlar hafızamızda kalıcı yer eder. Kişisel bir ilgi duymadığımız, duygularımızı harekete geçirmeyen olayları ise hatırlamayız. Daha dün ne yaptığımızı hatırlamakta zorlanırken 11 Eylül saldırısını televizyonda gördüğünde nerede olduğunu hatırlamayan çok az insan vardır. (Duygu Yoksa Hatırlanacak Bir Şey de Yok)

2-Hafıza üzerine yapılan çalışmalar, hatırlamanın bilgilerin içinde bulunduğumuz ortamla (context) doğrudan ilişkili olduğunu söylüyorlar. Özellikle fazla çaba sarf etmeden, kendiliğinden aklımıza gelen bilgiler içinde bulunduğumuz ortamla ilgilidir. Bahçedeyken aklımıza bahçeyle ilgili bilgiler gelir. Bağlamsal hafıza seçici davranır; tam da ihtiyaç duyacağımız şeyleri en hızlı şekilde hatırlamamız üzerine kuruludur. Bu yüzden en zor anlarda hayat kurtarır. Doğru ipuçları verildiğinde bağlamsal hafıza inanılmaz bir hız ve isabetle çalışır.

3- Zihninizin somut olanı tercih eder. Somut olanı akılda tutmak soyut kavramlara kıyasla daha az zihinsel çaba gerektirir; bu yüzden görsellikle ilişkilendiren her şey daha kolay öğrenilir ve hatırlanır. Hafızamızda kalıcı olmasını istediğimiz verileri ne kadar görsel benzetmeler ile kodlarsak hatırlamak da o kadar kolay olur.

4- Hafızamız bütün mükemmelliğine rağmen çok güvenilir değildir. Çok çabuk etki altında kalır  ve verileri kolaylıkla çarpıtabilir. Karar alırken kullandığımız -pek çok zaman bize destek olan- kısa yollar (heuristics) bizi yanıltabilir. Önyargılarımız bizim hafızamızı çarpıtır. Yaşadıklarımızı yanlış hatırlamamız, şaşırmamız çoğu kez bu nedenledir.

5- Belleğimiz bir taraftan kırılgan, diğer taraftan da oldukça dirençlidir. Memnuniyet yaratan duygular, negatif duygulardan daha kalıcıdır. Freud’dan sonra birçok nörolog da negatif duyguların etkisinin zamanla azaldığını, pozitif duyguların daha uzun süre canlı kaldığını kanıtlayan çalışmalar yapmışlardır.

Bir karar verirken ya da bir tercih yaparken beynimiz hafızamıza nakşolmuş, inanılmaz miktarda bilgiyi  ve bu bilgilerle eşleşmiş duyguları tarıyor; bunun sonucunda hızlı bir tepki üretiyor.

İnsan hafızasının nasıl çalıştığını bilmek, pazarlama ve marka yöneticileri için seçmeli değil zorunlu bir derstir. İnsan zihninin doğasını, insan hafızasının çalışma prensiplerini anlamak tüketicilerin karar alma mekanizmalarını anlamak demektir.

18 Eyl

Termik Santral ve Alışkanlıklarımız

Detaya girmeyeceğim. Soma’nın ya da Soma kömürünün işe yarar olup olmamasına da değinmeyeceğim. Sadece şunu diyeceğim; eğer bu kazalar olsun istemiyorsanız bu sayacaklarımı da yapmak, sadece eleştirip bağırıp çağırmakla yetinmemek gerekiyor… Çünkü bugün yaşananların, ileride bir başka firmanın işlettiği kömür ya da başka bir maden sahasında, bir başka hükümet yönetiminde olup olmayacağının garantisi yok.

Kömür dediğiniz nane hepi topu birkaç işe yarar, varsa kömür sobanız içine atar, yakar, ısınırsınız. Mangal kömürü de vardır, keyfe katkı amaçlı kullanılır.

Ama asıl termik santral denilen zehir bacalarında harcanır, elektrik üretilir. O elektrik, sizin lüks yerde oturuyorum diye hava attığınız rezidans denilen apartmanlarda, kliması susmak bilmeyen çalıştığınız plazalarda tüketilir. Işıl ışıl olmasıyla hayran hayran baktığınız AVM’lerin aydınlatılmasında kullanılır. İnşaatı süren bir AVM verdiği ilanlarda hava atıyordu: “Biz AVM’mizin aydınlatmasında 15 kasabaya yetecek kadar armatür kullandık!..” Küçük bir köy kadar yer kaplayacak bir alanda 15 kasabalık tüketim yani… Buna, geceleri içinde hiç kimse olmamasına rağmen binanın gösterişi adına boş yere yanan ışıkları da rahatlıkla ekleyebiliriz. Örnek olarak, İstanbul’da özellikle Atatürk Havalimanı karşısında, tepelerinde güvenlik amaçlı ışıkların yanması yetecekken hemen her katı gündüz gibi aydınlatılan binaları ya da mesaiye kalan kimse yokken parlamaya devam eden Levent – Maslak hattındaki plazaları aklınıza getirebilirsiniz.

Üretilen elektriğin kalanı ise sanayi tesislerine gönderilip bitmek bilmez tüketim iştahını karşılayacak üretimin gerçekleşmesinde kullanılır.

Yani aslında, eleştirip durmak için kullandığınız cep telefonlarınızı, tabletlerinizi şarj ederken, pek lüks diye hava attığınız eşyalarınızı üretirken, israf ettiğiniz onca şeyin üretilmesini sağlarken kullanılır…

Bu sadece Türkiye’ye özgü değil. Bugün kömürden en fazla yararlananların başında Çin geliyor. Hani şu, iyiden iyiye dünyanın fabrikası haline gelen, hemen hepimizin çantasında evinde bulunan cihazların, eşyaların üretildiği Çin. Orada da kazalar oluyor ama oranlarsanız buradakinden çok çok daha az… Dünya ortalamasını aşağıya çeken ABD’de ise işçilerin soluduğu kömür tozunu yüzde 25 oranında azaltacak önlemler yürürlüğe girmek üzere. Burada işçiler, giysileri üzerindeki sensörlerle veri toplayıp bunların analiz edilmesini sağlayarak ‘aşağıdaki’ havanın solunabilirliğini de ölçüyor bu arada. Ayrıca, Başbakan’ın açıkladığı gibi 1800′lü yılların sonundaki sayılara da bakmaya gerek yok. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın 2010 tarihli “Madenlerde Yaşanan İş Kazaları ve Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı raporuna, buradaki milyon ton başına ölüm sayısına bakmak durumu ortaya koyuyor.

Bana göre iki vahim konu daha var önümüze gelecek. Birincisi, 12 milyar dolarlık yatırımla kurulması planlanan, Afşin Elbistan bölgesindeki kömürün işleneceği dev termik santral. Dev diyorum, çünkü dünyanın en büyüklerinden biri olacak. Oradan çıkartılacak kömürün kalorisinin, kalitesinin düşüklüğü, kurulacak olan santral nedeniyle Türkiye’nin havayı en fazla kirleten ülkeler arasında üst sıralara ilerleyeceği konuları maalesef pek gündeme gelmedi.

İkinci vahim ise anlayış. Birkaç hafta önce Enerji Bakanı Taner Yıldız bir açıklama yapmıştı. Diyordu ki; Konya’da dünyanın en büyük güneş enerjisi santralini kuracağız. Aaa, ne güzel işte, bak yenilenebilir enerji diyebilirsiniz. Evet, bu açıdan baktığınızda doğru. Ama şunu sormak gerek; en büyüğü mü kurulmalı yoksa en az alanda en verimli olan mı? Verimlilik oranı düşük bir santral tek kelimeyle “israf” anlamına gelecek çünkü…

Eleştirirken yalnızca iş güvenliği olmasın konu, verilen saçma ve plansız bina ruhsatlarının, tüketime yönelik kolaylıkların getirilmesini de, bakış açısının doğru olup olmadığını da eleştirin, üstüne kendinizi kontrol etme konusunda sahip olduğunuz iradenizdeki eksikleri de ekleyin. Tümünü eleştirin ki yaşananların bir anlamı olsun. Yoksa en başta yazdığım gibi bu hükümet gider, bir başkası gelir, kömür olmaz granit olur, altın olur. Maden madendir, kaza, can ayrımı yapmaz…

Son bir not; lütfen bu tür olaylarda kilo hesabı yapar gibi can saymayın. 200′den fazla insanın ölmesiyle 20 yaşamın sona ermesi, 2 canın yitip gitmesi arasında fark yok çünkü…

Dünyanın sahibi değil, bir parçası olduğumuzun farkına vardığımız günleri görebilmek dileğiyle…

18 Eyl

Sosyal medya araçları kullanımı ne kadar doğru?

Günde yaklaşık 2 saat 32 dakikamızı geçirdiğimiz sosyal medya, artık hayatımızın  vazgeçilmez bir parçası. Fotoğraf paylaşmadan, bulunduğumuz yeri paylaşmaya kadar farklı alanlarda kullandığımız sosyal medya araçlarını acaba doğru tanıyor ve amaca uygun paylaşımlar yapıyor muyuz?

Yoğun olarak kullandığımız Facebook, YouTube, Twitter, Instagram, Foursquare ve diğer sosyal medya araçlarında yaptığımız paylaşımların içerikleri bir yana, hangi içeriği nerede paylaşmak daha uygun? Örneğin, profesyonel iş dünyası çalışanlarının özgeçmiş, uzmanlık gibi bilgilerini paylaştıkları LinkedIn’e zeka sorusu koymak, her gittiğimiz yerde Foursquare ile yer bildirimi yapmak ne kadar doğru. Şimdi gelin birlikte en fazla kullanılan sosyal medya araçları ile kullanım amaçlarını inceleyelim.

Bir video paylaşım sitesi olan YouTube, müzik grupları, firmalar, eğitim kurumları, profesyoneller ile amatör kullanıcılar tarafından keşfedilmiş durumda. Artık firmalar ürünlerinin tanıtım videolarını, profesyoneller; çalışma alanları ile ilgili eğitim videolarını, müzisyenler ise yeni kliplerini Youtube üzerinden paylaşıyorlar.

YouTube, video paylaşımları konusunda orijinal içerik olmasına ve yayınlamak istediğiniz videonun daha önceden yayınlanmamasına dikkat ediyor. Otomatik içerik kimliği sistemi sayesinde, bir günde 100 yıl uzunluğundaki videolar taranarak, telif haklarının çiğnenmesi engelleniyor.

YouTube üzerinden orijinal videolar yüklediğinizde, bu videolar üzerinden bir kazanç elde etmeniz de mümkün. AdSense hesabınız ile YouTube hesabınızı birleştirip, orijinal içerikle yüklediğiniz videolardan kazanç elde edebilirsiniz.

LinkedIn’e katılanların gönderdiği otomatik davet mailleri sayesinde, tüm internet kullanıcıları tarafından merak edilen konuların başına LinkedIn geliyor. Temel olarak çalışanların iş ile ilgili özgeçmişlerini yayınladıkları, firmalarında iş ilanlarını yayınladıkları LinkedIn, üyelerin birbirlerini uzmanlık alanlarında tavsiyelerde bulundukları bir ortam da sunuyor. LinkedIn’de oluşturulan gruplar sayesinde, benzer uzmanlık alanına olan kişiler kendi aralarında bilgi paylaşımı da yapabiliyor.

Kaliteli ve özel fotoğraf paylaşımı için kurulmuş olan ve 2012 yılında Facebook tarafından satın alınan Instagram; önceleri iPhone için oluşturulan bir uygulama iken, daha sonra da Android cihazlar için geliştirilen uygulaması sayesinde oldukça popüler bir fotograf paylaşım uygulaması haline geldi. Instagram, ünlü kişilerin fotoğraflarını paylaşmaları sayesinde bilindi ve yaygınlaştı.

Foursquare, mobil cihazlar aracılığıyla, “ben buradayım-buradaydım” demenizi sağlayan bir chek-in programı. Bulunduğunuz işletme-işyeri Forusquare’de tanımlı ise, sizin orada olduğunuzu arkadaşlarınıza iletebiliyorsunuz. Benzer şekilde de arkadaşlarınızın konum mesajları da size iletiliyor. Böylelikle siz de arkadaşlarınızın nerede olduğundan haberdar olabiliyorsunuz. Facebook’ta da olan mobil cihazlardan check-in yapma işleminde yaptığınız check-in listenizde bulunan tüm arkadaşlarınız tarafından görülebildiği için, işletmenin gizli bir reklamını da yapmış oluyorsunuz.

Hemen hemen bütün sosyal medya araçlarına üyelik ücretsiz iken, bazılarında üst düzeylere çıkmak için üyeliklerinizi ücretli hale getirmeniz gerekiyor. Sosyal medya araçları şirketler için ücretli üyelik sunuyor. Kazançlarının bir çoğunu da buradan elde ediyorlar.

18 Eyl

İnovasyon nedir?

Bugüne kadar inovasyon fikrine karşı çıkan tek bir yöneticiye rastlamadım. Ama öte yandan, inovasyon konusunda insanların kafası oldukça karışık.

Bugün inovasyonun öneminin farkında olmayan bir lider yoktur herhalde. Her şirkette yöneticiler, rekabet üstünlüğü sağlamak için inovasyon yapmak gerektiğini söyler. Sadece şirket yöneticileri değil siyasetçiler, kamu yöneticileri de inovasyon yapmanın önemine inanırlar. Ben bugüne kadar inovasyon fikrine karşı çıkan tek bir yöneticiye  bile rastlamadım. Herkes inovasyonun yararına sonsuz inanıyor.

Ama öte yandan, inovasyon konusunda insanların kafası oldukça karışık. İnovasyonla ilgili bazı noktaların açıklığa kavuşmasında yarar var:

İnovasyon ticari bir fayda elde etmek için yapılan bir girişimdir. Eğer sonunda ticari bir fayda yoksa şirketin yaptığı bir yeniliği inovasyon olarak tanımlamak mümkün olmaz. Bu nedenle her yenilik inovasyon değildir. İnovasyon fark yaratacak yeni fikirlerin ticari bir yarara dönüştürülmesi sürecidir. İnovasyonlar, daha önce çözülmemiş sorunları çözmek, daha önce karşılanmayan ihtiyaçlara cevap vermek ya da  halihazırda var olan ürün ve hizmetlerin değerini yükseltmek için yapılabilir. Esas olan yapılan yeniliği, ticari bir yarara dönüştürmektir.

İnovasyonu sadece kâr amacı güden şirketler değil, dernekler ve vakıflar gibi sivil toplum kuruluşları da yaparlar. Kendilerine fayda sağlayacak her yeni uygulama, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için bir inovasyondur. İnovasyon her kurum için, yeni uygulamalar sayesinde bir yarar elde etme sürecidir.

İnovasyon son yılların gündeme getirdiği, gelip geçici bir yönetim akımı değildir. İnovasyonun tarihi, kapitalizmin tarihi kadar eskidir. Joseph Schumpeter 1930’larda inovasyondan bahsederken, kapitalizmin özünün yaratıcı yıkım (creative destruction) olduğunu söylüyordu. Ona göre, inovasyon ülke ekonomilerinin motorudur. Ekonomiler, inovasyon sayesinde ilerler.

Sadece ürünlerde değil, hizmette de, süreç tasarımında da, iş modelinde de inovasyon olur. Bakkaldan süper markete geçmek bütün hizmet anlayışını, süreçleri ve iş modelini değiştiren bir anlayıştır ama bu değişimin içinde hiçbir yeni ürün yoktur. (Blue Ocean Strategy- Kim & Mauborgne)

İnovasyon demek icat demek değildir. İcatlar birçok bilim dalından birçok bilim adamının birbirleriyle etkileşimiyle, uzun yılların birikimi sonunda ortaya çıkar. Şirketler, bilim insanlarının icatlarından yararlanır ve onların icatlarını inovasyon olarak pazara sunarlar. Buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon ya da cep telefonu gibi insanların hayatlarını kökten değiştiren inovasyonlar, kökleri icatlara dayananlardır. Ama icatların piyasa sürülmesiyle yapılan bu tür inovasyonlar, inovasyon dünyasının çok küçük bir bölümüdür.

İnovasyonların büyük bölümü  bir ürün kategorisinde “daha iyisini”, “daha güzelini”, “daha hızlısını” yapmak üzerine yapılanlardır. Bunlara “iyileştirici inovasyonlar” (sustaining innovation) denir. İyileştirici inovasyonların temel özelliği, pazarda var olan ürünü veya hizmeti daha  iyi yapmaya yönelik olmalarıdır. Bu inovasyonlar sayesinde şirketler, mevcut tüketicilere daha üstün teklifler sunarlar. Genelde ürün veya hizmet iyileştiği için daha yüksek fiyatla satılır. Sadece teknolojik ürünlerde değil hemen bütün piyasalarda iyileştirici inovasyonlarla şirketler daha üstün teklifler sunarlar. Genelde şirketler arasındaki rekabet iyileştirici inovasyonlar üzerine kuruludur. Bizim günlük hayatımızda gördüğümüz inovasyonların ezici çoğunluğu iyileştirici olanlardır. (Clayton Christensen)

İyileştirici inovasyonların yanı sıra bir de “düzen bozucu inovasyonlar” (disruptive innovation) vardır. Düzen bozucu (ya da yıkıcı) inovasyonların  çoğu, şaşırtıcı bir şekilde, sektör dışı rakiplerden  gelir.  İyileştirici inovasyonların tersine düzen bozucu olanlar, söz konusunu ürünün henüz müşterisi olmamış kesimleri hedeflerler. Daha iyi, daha hızlı, daha güzel değil, aksine daha basit, daha kullanışlı, daha ucuz seçenekler sunarlar. Büyük bilgisayarların hakimiyetindeki pazara kişisel bilgisayarların gelmesi ya da süper marketlerin hakimiyetindeki pazara ucuzluk marketlerinin gelmesi veya CD hakimiyetindeki pazara Mp3’lerin gelmesi düzen bozucu (yıkıcı) inovasyon örnekleridir. Bunların hepsinde inovasyonlar mevcut ürünleri daha iyileştirmek yerine ürünleri daha da sadeleştirmiş, daha kolay kullanılır yapmış, daha ucuzlatmış ve o güne kadar sektörün hiç müşterisi olmamış insanları müşteri yapmıştır. Bu inovasyonlar teknolojik ilerleme barındırmaktan çok mevcut teknolojinin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. Bu inovasyonlar mevcut kabulleri, ön yargıları değiştirirler ve “yeni” bir durum yaratıp var olan pazarda bir kırılma yaratırlar. Pek çok yıkıcı inovasyon insanların yaşam biçimlerini de değiştirenlerdir.

Kimi yöneticiler inovasyonun kendi şirketlerinde yapılamayacağını, şirketin insan kaynağının veya koşulların inovasyon yapmaya uygun olmadığını düşünürler. Kimileri ise inovasyona ayıracak kaynakları olmadığını, bu işin kendilerine pahalıya mal olacağını düşünürler. Bazıları da sonuçlarını kısa dönemde göremeyecekleri için geleceğe yatırım yapmaya yanaşmazlar.

İnovasyon şirketin Ar-Ge bölümünün üstlendiği, diğer departmanlardan  soyutlanmış bir iş de değildir. Aksine, inovasyon şirketin zihniyetiyle ilgili bir anlayış, yaklaşım ve yönetim biçimidir. Bu yüzden de inovasyon bir şirketteki bütün faaliyetleri kapsar ve herkesin bir ucundan tutmasını gerektirir.

İnovasyon sadece şirketin çalışanları değil, şirketin ilişkide olduğu tedarikçi, bayi gibi iş paydaşlarının da katkı vermesi gereken bir süreçtir. Şirketler, değer ortaklarının katkılarını alacakları kapıları açmalı ve onların fikirlerini de hayata geçirmesini bilmelidir.

İnovasyonların çoğunluğu bir alandaki yeniliğin veya bir çözümün başka bir alana yaratıcı bir şekilde uyarlanmasıyla yapılır. Bunun için şirketlerin kendi alanlarının dışındaki uygulamaları dikkatle takip etmeleri gerekir. Kendi sektörleriyle hiç ilgisi olmayan gelişmeler,  birçok şirket için inovasyon kaynağı olabilir.

Şirketler için önemli olan sürekli inovasyon yapma yeteneği olan bir kültür yaratmaktır. Böyle bir kültür yaratmak için en büyük rol şirketin liderine düşer. Şirketin içinde inovasyona imkan sağlayan bir iklim yaratma konusunda kararlılık göstermesi gereken kişi, liderin kendisidir.

Liderin inovasyona inanmadığı ve inovasyon için gerekli ortamı sağlamadığı bir şirketin inovasyon yapması mümkün değildir. Şirket içinde yaratıcı düşünme ortamının oluşması, yeni fikirlerin teşvik edilmesi ve çalışanların risk alabilmeleri, inovasyon kültürü yaratmanın ön koşullarıdır.

Her kurum, liderinin vizyonu, enerjisi ve oluşturduğu kültür ölçüsünde inovasyon yapar.

18 Eyl

HOBİ DEVRE ELEMANLARI

Hobi devreler ile hobilerinizi genişletin/ Hobi devre elemanları ile evde yapılabilecek basit aletler

Teknolojik aletlerin giderek arttığı, basit aletlerin bile akıllı ürün kapsamında yenilendiği ve geliştirildiği günümüzde sizde kendiniz için bir akıllı alet tasarlayabilirsiniz. Hobi olarak evde kendi kendinize boş zamanlarınızı değerlendirebileceğiniz hobi devre elemanları sayesinde artık kendi kendinize buluşlar yapmak çok kolay olmaktadır.

Kendi kendinize basit fikirler üretip bunun üzerinde çalışabileceğiniz gibi, hazır yapılmış olan basit projeleri de taklit edebilirsiniz. Bunla ilgili internet üzerinden çok kolay kaynak bulabilir, bunun dışında bu alanla ilgili projelerin bulunduğu çeşitli kitaplardan da yararlanabilirsiniz.

Hobi devre elemanları olarak geçen bir sürü elektronik alet internet üzerinde yapacağınız projeler ya da ihtiyaçlarınız doğrultusunda satışa sunulmakta hazır devre elemanları ve kitler işinizi kolaylaştırmaktadır.

Bazı basit hobi devre elemanları;

Dijital fm stereo alıcılar, stero fm verici kitler, hobi matkaplar, kesme bıçakları, zımparalar, fayans kesme diskleri, cam delme ucu gibi evinizde her alanda kullanabileceğiniz teknik ve elektronik aletler hobi devre elemanları içerisinde geçmektedir.

Okullarda fen projelerinde elektronik ağırlıklı meslek liselerinde proje bazlı ve ders içeriği kapsamında bunların çoğundan faydalanılmaktadır.

Sizlerde eğer bu alanda ilginiz mevcut ise basit hazır devreler ile evinizde küçük buluşlardan başlayabilirsiniz. Zamanınızı değerlendirmek ve yaratıcı buluşlar ile sevdiklerinizi şaşırtmak istiyorsanız küçük araştırmalar ile işe başlayabilirsiniz.

Yapacağınız işin zorluğu ve kolaylığına göre gerekli malzemelerin ayrıntıları da değişmektedir. Artık çok uygun fiyatlar ile her ihtiyaca yönelik hizmet veren alışveriş siteleri ile internet üzerinden gerekli desteği de sağlayabilirsiniz. Bu alanda en bilinir ve güvenilir sitelerden biri olan elektrodepo.com adresinden ihtiyacınız olan hobi devre elemanlarını araştırabilirsiniz.